START-UP’LAR İÇİN TİCARET HUKUKU REHBERİ
- Ahmet Kanyılmaz

- 4 Oca
- 3 dakikada okunur

Giriş
Girişimcilik ekosisteminin hızla gelişmesiyle birlikte “start-up” olarak adlandırılan yenilikçi ve ölçeklenebilir iş modellerine sahip teşebbüsler, klasik ticari işletmelerden farklı hukuki ihtiyaç ve risk alanları doğurmaktadır. Start-up’ların faaliyetlerini sürdürülebilir biçimde yürütebilmeleri, yalnızca teknolojik veya finansal başarıya değil; aynı zamanda doğru kurgulanmış bir hukuki altyapıya sahip olmalarına da bağlıdır. Bu bağlamda ticaret hukuku, start-up’ların kuruluşundan yatırım süreçlerine, ortaklık ilişkilerinden şirket yönetimine kadar geniş bir alanda belirleyici rol oynamaktadır.
Start-up rehberi yazımızda, Türk Ticaret Kanunu (TTK) ve ilgili mevzuat çerçevesinde start-up’lar açısından ticaret hukukunun temel ilkeleri, uygulamada karşılaşılan hukuki sorunlar ve dikkat edilmesi gereken hususlar ele alınacaktır.
I. Start-up Kavramı ve Hukuki Niteliği start-up rehberi
Her ne kadar “start-up” kavramı mevzuatta açıkça tanımlanmamış olsa da doktrinde ve uygulamada; yenilikçi bir iş fikrine dayanan, hızlı büyüme ve ölçeklenme potansiyeline sahip, genellikle teknoloji odaklı girişimler start-up olarak nitelendirilmektedir. Hukuki açıdan start-up’lar, TTK kapsamında bir ticari işletme niteliği taşımakta olup, işletmeyi işleten kişi veya kişiler tacir sıfatını haizdir.
Bu durum, start-up kurucularının tacir olmanın hukuki sonuçlarına katlanmalarını ve ticari hayata özgü yükümlülükleri yerine getirmelerini zorunlu kılmaktadır. Tacir sıfatının kazanılmasıyla birlikte ticari defter tutma, ticaret unvanı seçme ve ticari faaliyetlerde basiretli bir iş insanı gibi hareket etme yükümlülüğü doğmaktadır.
II. Start-up’lar İçin Şirket Türünün Belirlenmesi
Start-up’ların kuruluş aşamasında karşılaştıkları en önemli hukuki tercihlerden biri, şirket türünün belirlenmesidir. Uygulamada en sık tercih edilen şirket türleri limited şirket ve anonim şirkettir.
Limited şirketler, kuruluş ve yönetim bakımından daha esnek olmakla birlikte; yatırım alma, pay devri ve ölçeklenme aşamalarında bazı yapısal sınırlamalar barındırmaktadır. Buna karşılık anonim şirketler, özellikle yatırımcı girişleri, pay devri kolaylığı ve kurumsallaşma açısından start-up’lar için daha elverişli bir yapı sunmaktadır.
Bu noktada şirket türü seçimi yapılırken; girişimin büyüme hedefleri, yatırım planları, ortak sayısı ve uzun vadeli stratejileri dikkate alınmalı, salt kısa vadeli maliyet avantajlarıyla hareket edilmemelidir.
III. Kurucu Ortaklar Arasındaki Hukuki İlişkiler
Start-up’larda en sık karşılaşılan uyuşmazlıkların başında kurucu ortaklar arasındaki anlaşmazlıklar gelmektedir. Bu nedenle kuruluş aşamasında, yalnızca esas sözleşme ile yetinilmeyip, kurucu ortaklar arasında ayrıca pay sahipleri sözleşmesi (shareholders’ agreement) düzenlenmesi büyük önem taşımaktadır.
Pay sahipleri sözleşmeleri; ortakların hak ve yükümlülüklerini, karar alma mekanizmalarını, pay devrine ilişkin sınırlamaları, rekabet yasağını ve çıkış senaryolarını ayrıntılı şekilde düzenleyerek ileride doğabilecek uyuşmazlıkların önüne geçilmesini amaçlar. Bu sözleşmeler, ticaret hukuku ilkeleriyle birlikte borçlar hukuku hükümleri çerçevesinde değerlendirilmelidir.
IV. Sermaye Yapısı ve Pay Devirleri
Start-up’ların büyüme süreçlerinde sermaye artırımı ve pay devri işlemleri önemli bir yer tutmaktadır. TTK uyarınca, sermaye artırımlarının usulüne uygun şekilde gerçekleştirilmesi, payların hukuki niteliğinin açıkça belirlenmesi ve pay defterinin düzenli tutulması gerekmektedir.
Özellikle yatırımcı girişlerinde, imtiyazlı paylar, oy hakkı düzenlemeleri ve kâr payı imtiyazları gibi hususlar gündeme gelmekte olup; bu düzenlemelerin TTK’ya aykırılık teşkil etmemesine dikkat edilmelidir. Aksi halde, geçersiz pay işlemleri ve yönetimsel krizlerle karşılaşılması mümkündür.
V. Start-up’larda Yönetim ve Sorumluluk Rejimi
Start-up şirketlerde yönetim organlarının görev ve sorumlulukları, şirket türüne göre farklılık göstermektedir. Anonim şirketlerde yönetim kurulu üyeleri, limited şirketlerde ise müdürler; şirketin yönetiminden ve temsilinden sorumludur.
TTK kapsamında yönetici konumundaki kişilerin; şirketin ve pay sahiplerinin menfaatlerini gözetme, kanuna ve esas sözleşmeye uygun hareket etme ve basiretli davranma yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu yükümlülüklerin ihlali halinde, yöneticilerin hukuki ve bazı durumlarda cezai sorumluluğu gündeme gelebilecektir.
VI. Yatırım Süreçleri ve Ticaret Hukuku Boyutu
Start-up’ların yatırım alma süreçleri, ticaret hukuku bakımından çok boyutlu hukuki değerlendirme gerektirir. Ön yatırım sözleşmeleri, gizlilik anlaşmaları, niyet mektupları ve yatırım sözleşmeleri; tarafların hak ve borçlarını belirleyen temel metinlerdir.
Bu süreçlerde şirket değerlemesi, pay oranları, veto hakları ve çıkış stratejileri hukuki güvence altına alınmalı; yatırımcı ile girişimci arasındaki menfaat dengesi korunmalıdır. Aksi halde, yatırım sonrasında şirketin yönetim yapısı üzerinde ciddi hukuki ihtilaflar ortaya çıkabilmektedir.
VII. Start-up’larda Hukuki Uyum ve Risk Yönetimi
Start-up’ların faaliyet alanına göre; rekabet hukuku, kişisel verilerin korunması, tüketici hukuku ve fikri mülkiyet hukuku gibi alanlarda da ticaret hukukuyla iç içe geçen yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu kapsamda, hukuki uyum (compliance) mekanizmalarının erken aşamada oluşturulması, ileride karşılaşılabilecek idari yaptırımların ve ticari itibar kayıplarının önüne geçilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
VIII. Sonuç
Start-up’ların başarısı, yalnızca yenilikçi iş fikirleri ve finansal kaynaklarla sınırlı olmayıp; sağlam bir ticaret hukuku altyapısının kurulmasına da bağlıdır. Kuruluş aşamasından itibaren doğru şirket yapısının seçilmesi, ortaklık ilişkilerinin açık ve öngörülebilir şekilde düzenlenmesi, yatırım süreçlerinin hukuka uygun yürütülmesi ve yönetimsel sorumlulukların bilinçli şekilde yerine getirilmesi, start-up’ların sürdürülebilir büyümesini mümkün kılacaktır.
Bu nedenle start-up’ların, faaliyetlerinin her aşamasında ticaret hukuku perspektifiyle hareket etmeleri ve profesyonel hukuki danışmanlık almaları, hem risklerin minimize edilmesi hem de uzun vadeli kurumsal başarının sağlanması açısından zorunlu hale gelmiştir.
Av. Ahmet Kanyılmaz




Yorumlar